Çocuğun okulda yerinde duramaması, ödevlerin başında oturamaması veya dikkatinin sürekli dağılması, genellikle biyolojik bir arıza ya da disiplin sorunu gibi algılanır. Ancak klinik bir derinlikte, bu belirtiler çoğu zaman çocuğun iç dünyasından dışarıya taşan birer haberdir.
Bu noktada en kritik soru şudur: Bu durum ruhsal bir çatışmanın dışavurumu mu, yoksa nörobiyolojik bir zemin üzerine mi kurulu?
DEHB’ye Dinamik Bir Bakış: Hareketin Sembolik Dili
Dinamik yönelimli psikoterapi, hiperaktiviteyi sadece "fazla enerji" olarak görmez; onu ruhsal bir gerilimin fiziksel bir yansıması, yani bir boşaltım mekanizması olarak anlamlandırır. Çocuğun dışarıdaki aşırı hareketliliği, çoğu zaman içerideki dindirilemeyen bir huzursuzluğun ya da anlamlandırılamayan bir kaygının birer yankısı olabilir.
- Ruhsal Bir Savunma Olarak Hareket: Çocuk, iç dünyasında baş edemediği ağır duygulardan kaçmak için sürekli bir devinim halinde olabilir. "Durmak", o duygularla yüzleşmek anlamına geldiği için çocuk bilinçdışı bir şekilde "koşmayı" tercih eder.
- Dikkatin Dağılması: Dış dünyaya odaklanamayan bir zihin; aslında o an içerideki başka bir meseleyle (evdeki bir huzursuzluk, bir ayrılık kaygısı veya bir yetersizlik hissi) meşgul olabilir.
Gerçekten DEHB ise Süreç Nasıl İşler?
Bazen belirtiler sadece ruhsal bir çatışmanın sonucu değildir; tablo, nörobiyolojik bir temele dayanan "Gerçek bir DEHB" olabilir. Klinik bir psikolog, yaptığı ilk gözlemlerde bu ayrımı gözetmekle yükümlüdür. Eğer belirtiler çocuğun akademik ve sosyal hayatını ileri derecede kısıtlıyorsa, izlenecek yol şu şekildedir:
- Psikiyatrik Değerlendirme: Klinik bir psikolog, tablonun nörogelişimsel bir boyutu olduğundan şüphelendiğinde, çocuğu mutlaka bir Çocuk ve Ergen Psikiyatristine yönlendirir. Kesin tanı ve tıbbi gereklilik (ilaç vb.) psikiyatrist tarafından belirlenir.
- Multidisipliner İş Birliği: Tanı konulduktan sonra tedavi bir ekip işidir. Psikiyatrist biyolojik zemini düzenlerken; klinik psikolog, bu biyolojik durumun çocuğun ruhsal dünyasındaki etkilerini (yetersizlik hissi, özgüven kaybı, etiketlenme korkusu) çalışmaya devam eder.
- Anlamlandırma Süreci: İlaç odağı sağlasa da, çocuk bu yeni odaklanma kapasitesini kendi iç dünyasını anlamak için nasıl kullanacak? Terapi, işte bu noktada "biyolojik zeminin" üzerine "anlamlı bir hayat" inşa eder.
Semptomu Susturmak mı, Çocuğu Anlamak mı?
Eğer sadece semptoma odaklanılır ve çocuğun hareketliliği biyolojik ya da davranışsal olarak bastırılırsa, ruhsal yapıdaki asıl çatışma çözüm bulamadığı için ileride başka bir biçimde tekrar ortaya çıkabilir.
Sonuç
Çocuğunuzdaki hareketlilik meselesine bir "hastalık" değil, bir "mesaj" olarak bakmak; ebeveyn ile çocuk arasındaki bağı onarmanın ilk adımıdır. Sınırların ötesinde, o çocuğun ruhsal ve biyolojik olarak neye ihtiyaç duyduğunu doğru uzmanlarla (Psikolog & Psikiyatrist) anlamak, gerçek ve kalıcı değişimin anahtarıdır.